Köyümüze yapılacak olan göletin ihalesi 30 Temmuz 2013 saat 15,30 da yapılacaktır.İhale metni şu şekildedir:
 
OOPS. Your Flash player is missing or outdated.Click here to update your player so you can see this content.
Anasayfa arrow Hikaye ve Masallar arrow Hürü Masalı
Hürü Kızın Masalı Yazdır E-posta

Sayın İsmail Detseli'nin Katkılarıyla. Kendisine teşekkür ediyoruz.

 

Hürü Masalı

 Hürü Kızın Masalı  

 

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler cirit oynarken eski hamam içinde, anam düştü eşikten, babam düştü beşikten, anamı bindirdim öküze babam da bindi eşeğe, yol mu tükenir acaba bu gidişler nereye? Anlatacağımız masaldır, onu dinlemek esastır. Neden diye sorarsan, onda eskilerin yaşamı vardır. Anlatılan hikayeler gerçek midir bilinmez ama, sanırım mutlak gerektir. Zaten bu Türk örf adetidir dinlenmeden geçmişimiz pek bilinmez.
Bundan taaaa yıllar yıllar, asırlar önce, ana baba oğlan ve kızdan oluşan zengin bir aile varmış. Bunlar hem dürüst hem de İslami yaşamı kendilerine hayat tarzı yaparlarmış. Adamın Hürü adında dünyalar güzeli bir kızı varmış ki, Ona insanlar bakmalara kıyamazmış. Hürü kızın bir saçları varmış, başından taa ayak topuklarına inermiş, ipek gibiymiş sanki. Birde onun iki yaş büyüğü olan, kasım diye oğlu varmış. Baba bir gün evde niyetini açar ve evdekilere hacca gitmek istediğini söyler. Adamın hanımı ile oğlu Kasım biz de gitmek isteriz deyince, baba ısrarlara dayanamaz. Oturup bir karar alırlar ve üçü uzun süreli hacca gitmeye karar verirler. Ve baba ana oğulları Kasım’ı da yanlarına alarak hacca gitmek için hazırlıkları tamamlarlar. Kızları Hürü’yü evde bırakıp, evi beklemesini isterler. Ve ona dışarıyı iyi görebilecek bir demirden kafes yaptırılar. Evin reisi olan baba, acaba güvenilir birilerini kimi bulayım da kızımı emanet edeyim diye düşünüp duruyormuş. Önce aklına kız kardeşi olan ana karı adındaki cadı biri olan kızın halası gelir. Ve kızı Hürü’ye kuran okutan köyün hocası gelir ve nede olsa köy hocasıdır diye bir düşünür. Kızını köy hocasıyla halasına emanet etmeye karar vermiş. Kafesin anahtarınıda halaya teslim etmiş. Ve hocam sen bizim eve ve kıza göz kulak ol ama öyle eve girip çıkmanada gerek yok onun bir kafesi var o kafesin içinde olsun sen pencereden okut ve evine git biz kızın bütün ihtiyaçlarını eve doldurduk biz gelinceye kadar yeter der. Şayet bir ihtiyacı olursa halası karşılar der. Ve hicaz'a giderken durumu önce kızına söylemiş. Sonra da kızını güya gözü arkada kalmadan önce halasına ve sonrada köy hocasına emanet etmiş. Ve Hicaz'ın yolunu tutmuş.


Köy hocası kendisine emanet edilen kızı bir müddet okutmuş. Halanın ise yeğeni hiç aklına bile hiç gelmemiş Hürü kız. Hoca nihayet bir gün kıza bir şeyler vermek için hala ile beraber kızın evine gitmiş tabi her zaman kafes adrdından konuştukları Hürü kapıya gelmiş kapıyı yarı aralamış ve hoca ile halanın getirdiği emaneti almış. Fikri bozuk olan adam işte hürünün orada kolunu ve upuzun saçlarını görüvermiş ve adeta çarpılmış ve bir anda kız için kötü düşünmeye başlamış ama her türlü hileye başvurdu ise kızdan bir gevşeklik ve yakınlık görememiş. Nihayet kızın halasına gelmiş ve ona para vererek ondan Hürüyü kendine yar etmesi için yardım istemiş. Para için her şeyi yapacak bir karaktere sahip olan ana karı hala birgün hoca ile anlaşmış sen git falan hamamda bekle ben hürüyü oraya getireyim demiş. Ve eve gelmiş hürü kızım ben geldim seni götüreceğim bizde bir banyo yaptıracağım demiş ve kafesin kilidini elindeki anahtar ile açmış hürüyü çıkarmış. Ve doğruca hamama götürüp ben bir sabun filan alayım geleyim deyip kayıplara karışıvermiş ve hemen hoca aç kurt gibi ortay çıkarak hürü kıza sahip olmak istemiş.


Hürü bakmış bir düzenin içersinde hala filan dediysede hoca halanda benim kocanda benim hiç uğraşma bugün burda benim olacaksın demiş. Hürü bakmış kurtuluş yok hoca efendi demiş ben bu tür şeylerden bir erkek ile beraberlikten utanırım seni şöyle bir güzelce sabunlayayım temizleyim sonra senin olayım der. Hoca buna inanır kendini kıza teslim eder. Hürü bu imamı bayıltıncaya Kadar sabunlar ve elindeki bakırdan hamam tasını olanca kuvveti ile hocanın başına indirir. Hocayı bayıltır ve evlerine kaçar kafesiniçine girer ve kapatır yalnız kafesin kapısını acelesinden yerine ters takar bilemez esas yerini.

Ertesi gün hoca anakarı halaya durumu anlatır ve bir kötülük düşünürler. Kızın babasına bir mektup yazıp kızlarının kendilerini dinlemediğini her gün eve erkeler aldığını hülasa baştan çıktığını gelip icabına bakmalarını bildiren mektubu iletirler hacılarla. Mektubu alan Hacı Ahmet Efendi baba çok üzülür perişan olur ve oğlu Kasımı yanına çağırıp bu ayıbı yok etmesi için kendince bir karar verire ve suçsuz masum temiz Hürü kızı yargısız infaz için ağabeyini memlekete gönderir ve derki: Kardeşin Hürüyü boğazından kes bir dağ başına cesedini at gömleğini kana batır ve bana o kanlı gömleği getir der.

Ahmet binbir düşünceler ile bir gece vakti memlekete gelir ve kardeşine bakar iki gün dışarılardan gece gündüz takip eder eve bir giren çıkan göremez ve bir saatte kardeşine seslenir Hürü kardeşim ben abin Kasım aç kapıyı der. Hürü kafesten bakar gerçekten abisi kapıyı açar içeri alır abisini. Abisi bakar kafesi inceler hakikaten kafes açılmış yine biraz şüphelenir ve hürüye bir şey sormadan hadi der ki babam gili karşılamaya gideceğiz hazırlan der. Hürü hazırlanır kimseler görmeden gece çıkarlar ve bir dağ başında büyük bir çeşme başına gelirler. Hürü abi bu ne hal hani anam babam dedi isede kasım abisi gerçekleri Hürü’ye anlatır. Hürü ne söylese kendisini savunamayacağını anlayınca, abi sen bilirsin işte boynum işte kılıncın ne istersen onu yap ama şunu iyi bilinki ben masumum Allah ta doğruların yardımcısıdır ben hiç bir zaman sizin ve kendi namusuma leke getirmedim der. Kasım kardeşini öldürmeye kıyamaz ve serçe pramağını keser hürünün gömleğini onun kanı ile kanlar ve hürüyü çeşmenin karşısında bir büyük çam ağacına belinden bağlar ve kaderine terk eder gider. Orada bağlı olarak çaresizi kalan Hürü kız Allah’a sabaha kadar yalvarır. Sabahleyin bir adam belirir yanında pir-i fani gayet kibar bu adam Hürü’ye korkma kızım ben hızırım der ve Hürü’yü bağlı bulunduğu ağaçtan çözer. Kızım der öğleye doğru bu çeşmeye geyik keçileri gelecek sen onlardan birinden süt sağacaksın onunla bir müddet besleneceksin sakın üzülme sonra bu ağacın tepesi sana yatak olacak oraya çıkıp yatacaksın der gözden kaybolur.

Öğleye doğru çeşmeye oynaşarak geyik keçileri gelir su içerler ve Hürü çam ağacından iner, korkarak keçilere yaklaşır. Orda yanında bulunan ağaçtan oyma Hızırın bıraktığı kaba süt sağmak için keçilere yanaşır, hepsi kaçar bir tanesi Hürü’nün süt sağmasına rıza gösterir ve Hürü sağdığı sütü içer, yine ağaca çıkar. Bu günlerce, aylaraca devam eder. Her gün ayrı bir keçi ayrı bir lezzette süt verir, açlık için o sütü içermiş. Bir gün gelir ki keçiler süt vermez olurlar. Hürü çok üzgün iken yine Hızır gelir. Kızım senin keçilerden nasibin kesildi. Şu çeşme başındaki kavak ağacına çık bekle. Sana insanlardan nasip gelecek. Gelen insan sana in misin cin misin, kimsin diye sorarsa, kendini insan olarak tanıt. Yok sormaz ise onun götüreceği yere git. Ona eş ol ama yedi ylda tat (lal) ol, söyleme der. Yine gözden kaybolur gider.

Civrlardaki bir bey oğlu ava çıkmıştır. Yanında bir arap hizmetçisi vardır, birde kölesi vardır. O civarda avlanırken arap ile kölesini su doldurmaları için çeşmeye gönderir. Çeşmeye varan arap ile köle bakarlar ki çeşmenin kurnasında ki suda bir güzel kız var. Tutmaya çalışırlar ama bir türlü tutmaya muvaffak olamazlar. Acele beylerini bulup durumu ona anlatırlar. Çok meraklanan bey derki: eğer bahsettiğiniz şey can ise benim, mal ise sizin olsun der. Varırlar çeşme başına. Bey bakar hakikaten bir güzel silüet var suda. Başını yukarı kaldırıp bakar dünya güzeli, saçları topuğunda bir kız. İn ağaçtan aşağı der, inmez kız. Bir kaç defa tekrarlar ve yanındakilere paltayı getirin ağacı keselim deyince, Hürü çaresizi iner ağaçtan ve bey oğlu arap ile köleye sözümüz geçerli, bulun can olduğu için benim olacak der ve Hürü’yü alıp sarayına götürür ama necisin diye sormaz. Düğünler kururlur, yemekler verilir, Hürü ile beyoğlu evlenirler. Bey oğlu bakarki, bu dünya güzeli hiç konuşmuyor. İki tane de oğulları olmuştur. Bir Ahmet, bir de Sülüman ismindedir. Bey gider, bir çirkin kızı Hürü’nün üstüne kuma olarak alır gelir. Yeni gelin ilk sabahleyin kalkar ocakta aş pişrmekte olan Hürü’ye şöyle der:

Sağır gelin sığır gelin
Aşın taştı savur gelin der.
Hürü
Allı gelin pullu gelin
Ağzı sivri dilli gelin
Dün gelmeden konuşursun
Az konuş unutulursun
Yedi yıldır konuşamyanında Allah ı var nedenini bir düşün der?
Yeni gelin yanından ayrılınca dili çözülen hürü kucağındaki çocuklarına başlar maniler söylemeye


Hacı Ahmet dedesini sevdiğim
Hacı Sultan ninesini yerdiğim
Hacı Kasım dayısını özledim
Onlar bizi unuttu gelmez buraya
Beğimiz izin versede gitsek oraya


Şu beğ oğlu babanız kapıdan gelse
Bizim halimizi nicedir bir sorsa
Bizleri hacı dede ninenize salsa
Bizim gönlümüz hoş eder beğim


Deyince dışarda bu konuşmaları dikkatle dinleyen beğ olu sevinçle içeri dalar ve Hürüm dünya güzelim sen böyle konuşur muydun. Neden şimdiye kadar hiç konuşmadın der. Hürü
Işte beybabanız kapıdan geldi
Bizim gülden nazik hatrımızı sordu
Yıllardır istetiğim bak gerçek oldu
Bizleri hacı dedeninizin köyüne salacak


Der ve döner bey oğlu kocasına. Sen beni bulduğunda hiç aslımı, neslimi, insanlığımı bile sormadın. Ben de Hızır dedemin emri ile tat oldum. Ben de bir Allah kulu bir insan oğluyudum deyince bey, Hürü’den özür diler ve yeni aldığı gelini yanına çağırır istediği kadar mal ve altın verip onu baba evine uğurlar. Hürü’nün memleketine gitmek için yıllardır hizmetinde bulunan arabına ve kölesine emir verir, atlar, yiyecekler hazırlanır. Çocuklar yanlarında yola çıkılır.

Beyin av hastalığı tekrar deberir ve arap ile köleye derki siz Hürü Hanım, oğlum Ahmet ve Sülümanı (Süleyman) da alın yola devam edin. Hürü Hanımı bulduğumuz çeşmenin başında ben size yetişirim. O çeşmeye hangimiz önce varırsa oarada birbirimizi bekleyelim der.
Ayrılırlar bey atına biner ava çıkar, onlarda yola revan olurlar. Biraz gidince arap ile kölenin aklına şeytan, bir vesvese, bir hainlik sokar. Zaten çok sevdikleri ve beğendikleri dünyalar güzeli Hürü’ye ilk önce arap sahip olmak ister. Ve bana teslim olacaksın der. Hürü asla bu işi kabul etmem, isterseniz beni kesin der. Arap a sen bize lazımsın, oğlun Ahmedi keseriz deyince, kesin ben size yine teslim olmam, o çocuk benden bir daha doğar der. Ahmedi keserler, büyükçe bir taşın altına bastırıp geçer giderler. Az gittikten sonra bu sefer köle hürüden kendisine teslim olmasını ister. Hürü yine itiraz eder. O da oğlun Sülüman’ıda ben keserim der. Olsun ne yapalım, Allah bana bir çocuk daha verir, ama namusumdan asla taviz vermem der. Sülümanıda o keser ve onuda büyük bir taşın altına bastırırlar yola devam ederler. Ama bu arap ile köle kötü niyetten vaz geçmiş değiller ve yine Hürü’ye bu kez ikisi de askıntı olurlar. Bunlardan kurtulamayacağını anlayan Hürü gelin der ki artık sizden kurtuluş yok. Ben ise sizden utanırım. Şu kayanın ardına gidip bir su dökeyim geleyim, size teslim olayım der. Kaçarsın derler. Kaçmam, benim belimden bir uzun urgan ip ile bağlayın öyle gideyim, urganın ucu sizde olsun der. Öyle yaparlar ve gider orada urganı keser ve olanca hızı ile oralardan kaçar, izini kaybettirir. Hürü gelin biraz gecikince arap ile köle bakarlar ki kaçmış, biraz sağa sola koşarlar, sonra vaz geçerler aramadan.

Nihayet çeşme başına varırlar ve bir müddet sonra bey de gelir. Bey hani Hürü, hani çocuklarım nerdeler deyince? Arap ile köle şöyle derler: ağası ağası orda bitti orda yitti. Bizleri istirahat edin, uyuyun diye uyuttu, uyandık kaçıp gitmiş. Ağası, dağda bulunan avrat sana avrat mı olur, azıcık süt Ahmede verdi, azıcık süt de Sülümana verdi, koydu gitti, demiş. Beyoğlu bunları duyunca: Arap, o koyup gidecek bir karı değildi, bunu etmesine sen ettin, ama ben bunu arar bulurum demiş. İn midir cin midir anlayamadık derler.

Bey Arap ve köleyi yanına almış, Hürü'yü aramaya başlamış. Bir müddet gittikten sonra bazen onlardan ayrılır, dağlardan taşlaradan çaylardan ağaçlardan Hürü’sünü ve çocuklarını sorarmış.Ve beyin işte yana yakıla dağlardan hürüyü sorduğu ağıt ı:

Babasına gitmek için onu yola yolladım
Ben de şu dağlarda biraz avım avladım
Çeşme başına gelince Hürümü bulamadım
Niddiniz yüce dağlar benim allı Hürümü
Çifte yavrusu ile kaybolan telli yarimi

Şimdi çeşmeye sorar

Yıllardır suların harlayıp akar
Hürüm saçlarını hep sende yıkar
Gelip geçenlere şifa sunan pınar
Allı Hürüm buralardan geçti mi
Durup senin sularından içti mi


Ve şimdi koca çınar a sorar

Cebelin başındaki ey koca çınar
Gölgenizde barını sığı ve davar
Dibinde dinlenir bütün yolcular
Acep Hürüm de şu gölgende yattı mı
Ahmet ile Sülümanım sana baktı mı

Bir dere kenarına gelir dereye şöyle seslenir.

Kıvrım kıvrım dolanıp akarsın dere
Yol vermese idin benden kaçan güzele
Hürüm ile çocukalrım kapıldı mı sele
Acep sen gördün mü benim allı Hürümü
Bana haber ver çocuklarımı yarimi

Artık hürüyü bulamayınca daha çok tedirgin olup kükremeye devam ediyor dağlara taşlara sitemkar soruyor :

Külünk vurur kayalarını yıkarım
Ateş korda ormanlarını yakarım
Hürümü bulamazsam bu cana kıyarım
Nittiniz yüce dağlar allı Hürümü
Çifte yavrusuyla benim yarimi

Bu sefer yere çöker ve kaderine isyan eder

Hürümün alnında ki kara yazısı
Yanında var idi çifte kuzusu
Kayıp olmuş Hürüm gece yarısı
Nittiniz yüce dağlar allı Hürümü
Yüzü çifte benli güzel yarimi

Dağlar bu ağıta sessiz kalmaz onlarda başlar cevap vermeye.

Hürün geçti ama hem boydak geçti
Görünen dağları yeni dolaştı
Var idi başında bir büyük telaşı
Arap ile kölenin hışmından kaçtı
Sen tez yürü beğim Hürün yol üstündedir. Derler.

Bey altı ay yollarda Hürüyü arar, dağları taşları dolanır nihayet bilmeden Hürünün memleketine ulaşır ama buranın Hürünün meleketi olduğunu bilmez.

Biz gelelim Hürü kıza arap ile kölenin vahşetinden kaçtıktan sonra ne yapmış:
Hürü can ve namus korkusu ile hırla kaçarken bir bakar ki baba yurdunun topraklarına gelmiş. Oralarda sürüsünü otlatmakta olan bir çobanın yanına varmış. Ondan bir oğlak veya çebiç satın almış. Çobana demiş ki, sen bu oğlağın derisini tuluk çıkar, bana ver. Eti senin olsun der. Ve aldığı deri ile, bir dere kenarına gider. Orada, o ta topuklarına kadar inen saçlarını yıkar, toplar başına topuz yapar. Oğlak derisini de başına giyer ve doğru babasının evine gider. Daha evvelden çok kazları varmış babasının. Bunları bildiği için anasına derki: Hanım abla ben garip bir kel oğlanım. İşinizi göreyim, bana yiyeck bir şeyler verin der. Anası bizim yapılacak işimiz yok, ama bilmem ki deyince, şu dere kenarında bir çok kaz gördüm. Sizin olduğunu söylediler. Ben o kazlarınızı güdeyim der. Anası hacı Sultan bir beyime ve oğluma sorayım da, kabul ederlerse olur der. Nerde beyin ile oğlun der Hürü? Bizim bir kızımız vardı Hürü diye, dünyalar güzeli idi. Ama der o öldü. Babası onun adına bir han yaptırdı, acısına dayanamadı. Gelen gidenleri, bu handa onun adına ağırlar, karınlarını doyururur, onları misafir eder. O misafir hanenin adını da, oğlumuzun adı olan hacı Kasım hanı koyduk der. Ve iyice Hürünün gözlerine bakar. Senin gözlerinde Hürümün gözlerine çok benziyor der. Hürü aman hay teyze, adam adama benzermiş, senin Hürün kim, ben kimim. Ben bir kel oğlanım. Aşınınzın durusuyla, ekmeğinizin kurusuyla ben de geçinip gideyim der. Anası gider beğine ve oğluna sorar gelir. Onlar da razı olurlar, nasıl olsa biz fakirlere yolculara hayıra hizmet ediyoruz, o da kazları güdüp geçinsin derler, razı olurlar. Hürü tam altı ay anası gilin kazlarını güder. Bazen abeysi hacı Kasım, anasına, ana şu kel oğlanı evde yatırsan olmaz m.ı Garibin kümeste yatması hiç iyi deği,l demesine karşılık, ana kelden eve musibet gelir, ben eve kel kör alamam dermiş hacı sultan. Hürü her iki güne bir derede saçlarını yıkar tertemiz o oğlak tuluğunu kafasına geçirirmiş. Yalnız kaldığı zamanlarda yanık yanık maniler söylermiş. Bu manileri, babası, anas,ı ağası hep duyarlarmış ama bir türlü anlamazlarmış ne dediğini. Aylar böyle geçmiş. Nihayet bir güz mevsimi Hürüyü dağlarda ovalarda arayan bey bulamamış yolu bu Hürünün köyündeki Hürü adına yapılmış hana düşmüş. Akşam misafir olunca kılık kıyafetinden bunun bir değerli kişi olduğunu Hürünün babası Hacı Ahmet ve ağası Hacı Kasım anlamışlar. Biraz fazla rağbet etmişler. O da bey olduğunu anlatmış, ama eşinin Hürü olduğunu söylememiş. Nihayet gece olunca bey buralarda çalan söyleyen gönül eğleyen birileri yok mu? Çok canım sıkılıyor deyince Hacı Kasım öyle pek çalıp söyleyen yok, amma bizim bir kaz çobanımız var, başı da kel o bazı geceler güzel maniler söylüyor. Seside pek güzel der. İstersen çağıralım, biraz bir şeyler söylesin deyince bey kabul eder. Çağırılar. Hürü bir bakar ki gelenler kocası, arap köle, hepsi varlar. Hürü der k,i ben çok güzel şeyler söylerim, iyi de masal anlatırım. Amma bütün köylü buraya gelecek beni dinleyecek. Ben manilerimi bitirmeden ve bu misafir beyden izinsiz kimse dışarı çıkmayacak. İsterseniz böyle söylerim, yoksa konuşmam der. Onlar da hay hay deyip severek kabul ederler, başlarına gelecekleri bilmeden. Tüm köylü o hana veya büyük bir odaya toplanırlar. Bunca ahalinin içinde hala vardır, imam vardır, ağa vardır, arap vardır, köle vardır. Hepsi oradalar. Ve kapılar kilitlenir. Kel oğlan(Hürü) kilidi cebine koyar.. Önce kendi durumunu hikaye eder dinleyenlere. Ve başlar yanık yanık ağıtlarını söylemeye :

Anam ile babam hicaza gitti
Domuz halam bana gör neler
Gavur imam ile hamama gattı
Bağla bey oğlu bağla halamı bağla
Bağla bey oğlu bağla imamı bağla

Deyince hala ben üzerime daraldım dışarı çıkacağım der. Bey durumu az anlar gibi olur ve yokkkk bekleyin der.

Ağam geldi benim parmağım kesti
Ciğerimde derin fırtınalar esti
Beyaz gömleğimi kanıma bastı
Dinle ağam dinle hürüyü dinle
Dinle babam dinle kızını dinle der.

Bu sefer anasına başlar.

Altay gazlar güttüm anam katmadın azık
Yazık anam yazıkkkk Hürüne yazık
Namusuma göz dikti çok kanı bozuk
Bunlar cezasını bulamalı beğim
Beni öldürenler ölmeli beğim

deyince anası bayılır bir tarafa atılıp gider baba bayılır bir tarafa gider dayı ise kendinden geçer ağlamaya başlar. Hürü devam eder.

Altay kazlar güttüm dağlarınızda
Indim nazar ettim bağalarınızda
Saçlarımı yıkadım sularınızda
Başı kel diye anam, beni eve almadın
Geceleri kümeslerde yandım, ağladımmm.

Güccüğü Sülümanda büyüğü Ahmet
Bu yaşa getirince çok çektim zahmet
Arap ile köleye bizi ettin emanet
Yavrulamı kestiler taşlar altında
Gözdiktiler benim saf namusuma
Bağla beğim bağla bu zalimleri
Bakalım ne söyleyecek şimdi diller

Ve söylemlerine devam etmiş zaten kel oğlanın Hürü olduğunu babası anlamış ama hikayenin gerisini dinlemek için susmuş.

Kardeş beni çekti çama bağladı
Kesti parmağımıda ciğerimi dağladı
Aldı gömleğimi kana buladı
Bilmez Hürü iftiraya uğradı

Deyince,durumu Hürü'nün abisi de anlamış.
Keloğlan Beyoğluyla alakalı maniyi de şöyle söyleyince

Arap ile köle ile yola yolladın
Azıcık giderken belaya uğradım
Guzularımı soğan gibi doğradın
Bağla beyim bağla arabı bağla
Bağal beyim bağla köleyi bağla

Beyoğlu, Keloğlan'ın Hürü olduğunu anlamış. Bu arada Arap ile köle, daha durumun farkına varmamışlar; fakat hoca ile anakarı biz üzerimize daraldık gideceğiz diye zırvalayıp duruyorlarmış. Keloğlan kimsenin dışarıya çıkmasına izin vermemiş. Bu arada Beyoğlu da:
-Durun bakalım Keloğlan masal anlatıyor, bekleyin arkası ne olacak, demiş. Keloğlan Beyoğlunun Hürü'yü yanına alıp Arap'ı da köleyi de onların yanına katıp babasına göndermesini anlatmış. Arap'ın ve kölenin Hürü'ye sarkıntılık etmek istemesinden sonra kaçışını ve Hürü'nün Keloğlan kılığına girişini anlatmış. Sonra da: ağasına dönerek şöyle demiş.

Dallarda biten kayısı
Oğullarımın şahbaz dayısı
Arap' ı tut zindana at
Karıyı tut hocaya çat,

dedikten sonra. Başında ki oğlak derisini çıkarıverir bir de bakarlarki o muhreşem güzelliği ile Hürü Kız meydana çıkar. Bey arabı
köleyi ve imamı halayı bağlar ve der ki söyleyin bu kadar suş için size ne ceza vereyim. Kırk katır mı istersinzi kırk satır mı deyince, aman beğim aman diyene kılıç çalınmaz. Biz ettik sen affet. Kırk satır düşman başına, kırk katıra razıyız derler. Kırk katıra bibidirilip bellerinden bağlanırlar ve katırların ardındada teneke bağlanıp araziye salını verirler.

Bilmem ozamanın cezası bulmuş sanırım atalarımız böyle anlatırlardı. Oradan arap ile kölenin kesip taş altına bastırdıkları sülüman ile ahmedin yanlarına gelirler. Allah masum insanların duasını kabul edermiş.işte. O temiz ve saf Hürü dua etmiş, Allah da duasını kabul etmiş. Her kaldırdıkları taşın altından çocuklar parmaklarını emerek diri çıkmışlar ve hayatlarını ana babaları ile devam ettirmişler.

Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine. Biraz abartı olsa da, nihayet masal bu. Nasıl güzel ve içten değil mi. Saygılarımla

 
Advertisement