Yazarımız İsmail Detseli 'nin 9 Eylül 2013 tarihli köşe yazısı

 
OOPS. Your Flash player is missing or outdated.Click here to update your player so you can see this content.
Anasayfa arrow Hikaye ve Masallar arrow İlyasbaba'nın Hikayesi
İlyasbaba'nın Hikayesi Yazdır E-posta

Sayın İsmail Detseli'ye teşekkür ediyoruz.

 

ilyasbaba

ELLEZ BABA EFSANESİ

(İlyas baba)


Yine bir efsane aklıma geldi. Bizim köyümüzün kuzey batı yönüne düşen bir mevkii var; burası Kışla Yaylası… Kumrallı Yaylasından daha ilerde, İnlice Kasabası ile hududumuzu teşkil eden bir mevki, ama Gökyurt Köyü hudutları içersinde bir yer.
Bu oldukça yüksek sayılan tepeye, yöre halkı Ellez Baba Dağı, Ellez Baba Yatırı derler. Burada şöyle belli belirsiz, birkaç büyükçe ve düzenli taşlar var. Yani ne mezara benzer, ne de türbeye yatıra benzer… Ama burada yazın koyun keçi otlatan çobanların hepside şu efsaneyi anlatırlardı: “Biz bu taşları yerinden oynatır, sağa sola dağıtırız. Sabah vardığımızda onlarca taş yine aynı yerlerine, düzenli gelip konmuş olur; bu da bir Hakkın hikmeti” derlerdi.
Bazı yöremizdeki eski alimler bu yatırı şöyle tarif ederlerdi. Bu yüksek tepenin tam kuzey karşısında, buraya nazır iki tepe daha var. Bu tepelerin arası sanırım 8-10 kilometreden az değil. Bu tepelerde de birer yatır var, bir tanesi Hasan Şeyh Köyüne adını vermiş Şıh Hasan Efendi. Bir diğeri Yatağan köyünde, adına müzesi kurulmuş olan Ahmet Mürsel Efendilerdir. Bunların kardeş oldukları, geceleri gündüzleri halkalarına ve kendilerine gelecek her türlü tehlikeyi, manevi olarak hissedip yaktıkları büyük ateşler ile haberdar ederlermiş. Böyle dinlerdik eskilerden… Ellez Baba’nın(İlyas Baba) yöremizin eski büyüklerinden dinlediğimiz çok önemli bir efsanesini de anlatayım. Yöre halkı buralara iskân olduğundan beri, hep büyük ve küçükbaş malcılıkla ve çiftçilikle geçimlerini sağlamış ve ülke kalkınmasına da bu işlevleri ile katkıda bulunmuştur. İnanılan efsane şu :
Bu yöreye yaz günleri yöre köylerin halkı İnlice, Gökyurt, Kayalı gibi 3–5 tane yaylaya çıkarlar. Bu gün belki veterinerler tarafından adları konmuş olan ama o yıllarda ne hastalığı olduğu bilinmeyen ve malların toplu olarak ölümlerine sebep olan bir hastalıktan kurtulmak için, malları ölen evin ihtiyar erkeği veya kadını ölen malın ciğerini alıp bu yatırın türbesine gider ve orada iki rekât namaz kılar. O ciğeri ya yüksekçe bir ağacın dalına ya da yüksekçe bir kayanın başına koyar. Allah’tan, bu zatın yüzü suyu hürmetine mallarına şifa vermesini diler gelir ve bir gece sonra ölümler anında durur derlerdi. Sonra “oraya bırakılan ciğerleri kurt kuş hiçbir şey yemez ve günlerce orada kalır kuru gider” derlerdi. Bende bu gibi yöremiz efsanelerini yazmaya devam edeceğim okuyun ve geleceğe sizlerde aktarın eski insanların ne kadar temiz ve saf kalpli olduklarını düşünün.
Saygı ile
Şair Yazar İsmail DETSELİ 15 ocak 2009

 
Advertisement