İsmail Detseli’nin köşe yazısı

 

BAYRAM YAPMANIN GEREĞİNİ YERİNE GETİREBİLDİK Mİ?

 
OOPS. Your Flash player is missing or outdated.Click here to update your player so you can see this content.
Anasayfa arrow Ünlülerimiz arrow Gilissiralı Sakallı Memiş
Gilissıralı Sakallı Memiş Yazdır E-posta
Katkılarından dolayı Sayın İsmail Detseli'ye teşekkür ediyoruz. 

Sakallı Memiş

İSTİKLAL SAVAŞI GAZİLERİNDEN İSMET İNÖNÜNÜN YAKIN SİLAH

 ARKADAŞI MERHUM GİLİSSİRALI SAKALLI MEMİŞ (ÖCAL)’IN

HATIRALARI

Köydeki anılan sanları “Sakallıgil” denirdi. Kendi ismi Memiş Öcal; o yıllarda soyadı olmadığından insanlar san ile anılırmış, bu sülaleye de “Sakallılar” denirdi, silah arkadaşları ve İsmet İnönü de Sakallı Memiş diye hitap edermiş kendisine.
Bende bu zor yıllarımızın kolaya dönmeye başladığı ordumuzun milletimizin çok zahmetler çekerek, yokluk kıtlıklar içersinde, orduları terhis edilmiş, tersanelerine el konmuş, ülke yer yer işgal edilmiş halde iken, yeniden şahlanarak 30 Ağustos’ta Koca Tepe’de, Dumlupınar’da, Sakarya’da yazdığı destan ile, bu cennet vatanı bizlere bırakan şehitlerimizi ve gazilerimizi minnetle anarken, köylümüz olan merhum İsmet İnönü’nün silah arkadaşı ve yanından hiç ayırmadığı, kader arkadaşım dediği Merhum Memiş Çavuş’u bildiğim kadarı ile anlatacağım.
Yazı hayatıma başladığım yıllardan beri, köyümüzün ve civar köylerimizin bilinen Çanakkale, Yemen ve Kurtuluş Savaşı şehit ve gazilerini yazdım. Bunlardan birisi vardı ki bundan hiç bahsetmedim. Çünkü onun son dönem yaşamına, anlatımlarına, gerek oğulları, gerekse gelinleri ve gerek torunları ile dinlemek ve o günleri yâd etmek fırsatım oldu.

Onun gaziliği, düşmanla omuz omuza çarpışması, Koca Tepe’de, Dumlupınar’da, Metris Tepe’de, gecede, gündüzde, harbin en şiddetli zamanlarında, merhum İsmet İnönü nerede ise oda hep orada olmuş; O merhumla sırt sırta omuz omuza çarpışmışlar. Buldularsa çorbaya beraber kaşık atmışlar. Siperlerde, taşların üzerinde, toprakta, çadırlarda bile beraber, bütün ordu tek yürek olmuşlar. Alınan taarruz karalarında bile bazen birlikte düşünmüş, kararlar vermişler. Beraber yürek yüreğe savaşmışlar. Hatta bir taarruzda, kolundan şarapnel parçası ile yaralanan Memiş Çavuş’un tedavisi, bizzat merhum İnönü tarafından sahrada yapılmış, top atışlarında üzerlerine yığılan toprakların altından birbirlerine seslenmişler. Hülasa günlerce beraber savaşmışlar. Bunları kim anlatırdı, daha 1974 yılına kadar yaşamış olan ve dimağı şuuru yerinde, hiç unutmadığı harp yıllarını bize tek tek anlatan biri idi Memiş emmi. Ama nasıl anlatırdı… Yalvarırsan onun o günlerinden dem vurur, derdini deşerek hatırlatırsan öyle anlatırdı. Yoksa sormazsan kendi içine kapanır, kendi dünyasında gelip geçer, hiç o yıllardan bahsetmezdi. O yokluklu 60–70’li yıllarda bile, teknolojiyi de pek benimserdi. Aydoğdu’daki evinde, o mütevazı odasında, hem radyosu, hem de iki tane teybi olduğunu biliyorum. Ben çok meraklı olduğum için sorardım, O’da anlatırdı. Çok sahavetli bir yapıya sahipti. Yedirmeyi, içirmeyi pek seven, misafirperver, evine yuvasına da gayet iyi bakan bir babaydı.

Onunla sohbet etmek ayrı bir güzellikti. Ama ne var ki, bizim İzmir, İstanbul gibi büyük şehirlerde rızk kazanmak için, gidip o gurbet ellerde çok durmamız ve vasıta yokluğundan, köyden Konya’ya gelip gitmenin zorlukları, bu tarih adamı ile muhabbete mani oldu. Ama yine de, fırsat buldukça, kendinden veya yandan bacanağım olan (eşlerimiz hala dayı çocuğu) oğlu merhum Mehmet Ali ağabeyimden, yine oğulları Mustafa ve Seyit Ahmet ağabeylerimden, bilhassa gelini Ayşe ablam ve Kerziban ablamdan, kayınpederlerinden dinledikleri hatıraları sorardım.
1961–62 idi sanırım. Merhum İsmet İnönü başbakanlığı mı idi, yoksa parti propagandası mı idi bilemiyorum… Milli Şef merhum İsmet İnönü, Konya’ya gelip, Konya Çarşı Meydanı’nda konuşacak diye duyuldu köyümüzde. O yıllarda vasıta çok olmadığı için, köylülerimiz kimi açık kamyonlar ile kimi ise eşekleri ile düştüler yollara. Konya’ya geldiler. Hükümet meydanı insanlarla doldu. Ben hem gencim, hem de atiğim. Aralardan kürsünün yakınına kadar sokuldum. İsmet İnönü merhum, yerden hafif yüksekçe yapılmış bir kürsüye çıktı. Elinde mikrofon var ama konuşma yapmıyor, dikkatle sağa sola bakınıyor. Sanki gözleri birini arar gibiydi.

Hemen çevresindekiler yanına yaklaşıp, neye baktığını acaba neyin noksan olduğunu sordular sanırım. Kulaklığını eliyle iyice kulağına yerleştiren İnönü merhum, yarı soranlara, yarı da mikrofona doğru yükselen sesiyle şunları söyledi:
“Hani benim kader arkadaşım, silah arkadaşım, can dostum sakallı Memiş’im yok mu?” dedi. Kalabalığın arasından gür bir ses yükseldi. Elindeki bastonu havaya kaldırarak : “Buradayım ben! İsmet Paşam buradayım! Arkadaşım!” dedi. Belli ki, Memiş emmi, İnönü’nün yanına yaklaşmamıştı. Hemen bütün gözler sesin geldiği taraf yöneldi. Gayet uzun boylu, ihtiyar yaşına rağmen cüsseli vücudu, taaa göğsüne kadar inen gür sakalı, elinde bastonu ile dinç, heybetli bir ihtiyar omuzlara kalkıverdi.
Merhum İnönü’de, bulunduğu kürsüden inerek, ona doğru yürüdü. Kalabalık yarılmıştı. Hemen bir yerde, gözleri, gönülleri ve vücutları birleşiverdi. Birbirlerine sıkı sıkıya sarıldılar. Beraberce tekrar kürsüye geldiler. Merhum İnönü’nün de sakallı Memiş Emmi’nin de gözleri yaşlı idi. Eski anılarını tazelemişler, adeta konuşma güçlüğü çekiyorlardı ikisi de.

Merhum İnönü başladı Sakallı Memiş ile yaşadıkları zorlukları ve harp hatıralarını, o kahramanlıkları anlatmaya. Halk işte o an, Malatyalı İnönü ile Konyalı Memiş çavuşu çılgınca alkışlıyorlardı. O konuşma esnasında, yanında duran Memiş Emmi ile birçok yaşadığı olayı, hatırayı anlattı İnönü merhum. Ben o yıllarda daha 16-17 yaşlarındayım. Tabi ki kürsüye de biraz uzağım. Ama burada dikkatimi çeken, adeta benim tüylerimi diken diken eden anlatılan anı şuydu:
Merhum İnönü konuşuyor : “Muharebe sırasında sık sık görüşürdük zaten… Gece gündüz beraberdik Memiş çavuş ile. Ama o hengâmede, büyük bir taarruz sonrası iki gün göremedim. Siperler arasında yaralıların toplanmasına bende katıldım. Gezerken Memiş Çavuş, toprak altından elini uzattı, bir şeyler mırıldanıyordu. Onu uzun boyundan tanıdım, güçlükle ve nazikçe elinden tuttum çektim.
O acıyor kolum diyebildi. Baktım ki kolunda büyük bir şarapnel yarası var. Memiş’i hemen çadıra getirttim, kolunu kendi ellerimle sardım… Değil mi Memiş Çavuş? deyince o sakallı delikanlı “Evet paşam! çok doğru, sağ olun!” dedi halk yine ağlayarak, bu anıları ve iki kahramanı alkışlamaya başladı.

Konuşmalar bitti, kürsüden indiler, kol kola girip çarşı içine doğru yürümeye başladılar. Ben bu arada bir fırsatını bulup yanlarına kadar yaklaştım. Memiş Emmi beni tanıdı ve köylüsü olduğum için başımı okşayıp, omzumdan tutunca koruma polisleri de bana müsamaha gösterdiler. Bu günkü Saray Çarşısı’nın duvarı dibinde, Memiş Emmi İnönü’yü durdurdu. Yavaşça konuşmaya başladılar. Konu Saray Çarşısı idi. Bu çarşı DP döneminde yapılmıştı. Bizler ve benim gibi gençler zaten kimin olduğunu da bilmiyorduk. Ama Memiş Emmi tabi buraların kimlerin olduğunu, kimler tarafından yapıldığını iyi biliyordu.
Elindeki bastonu Saray Çarşısı’nın duvarına dayadı ve şöyle dedi:
“Bunların sahipleri savaşmadan bedava kazandılar, bu millet için çalışmadan, devletin parası ile yaptırdılar buraları ve böyle zengin oldular. Devlet parası ile mal sahibi oldular. Bunlar hazıra konup han hamam yaptırdılar, buraların kimin olduğunu bildin mi İsmet Paşam ?” dedi ve büyük bir kin ve buğuz ile “ buraları yıkmak lazım değil mi ne zaman yıkacağız paşam?” diyordu Memiş Öcal Çavuş İsmet Paşa’nın kulağına. O’da “sıkma canını Memiş çavuş, bir gün gelir yıkılır bunlar… Bunların temeli buzda, yazın sıcağında çöker” diyordu.
İşte bunlardan sonra, ben o aileye daha yakın durdum ve harp hatıralarını Memiş Emmi merhumdan ve çocuklarından çok dinledim. Onlar konyaya1950’lerde göçmüşlerdi. Sakallı Memiş Emmi’nin dört oğlu vardı. Seyit Ahmet, Mustafa, Mehmet Ali ve Servet isminde. Şimdi bir tek Servet ağabey sağ, öbürleri Hakkın rahmetine kavuştular. Tabi birçok torunu var, Allah uzun ömür versin hepsine. Merhum Memiş Emmi, köydeki bütün tarlalarını ve evini satmış, o yıllarda Konya’nın kırsalı sayılan ve bomboş, her taraflar bağ, bahçe, tarla olan Aydoğdu Mahallesi, Arapöldüren Caddesi’nde, sanırım 13 bin metre yer almış derlerdi bizim köyde. Ve bu doğruydu çünkü, Sakallıgil denen bu köylülerimizin buradaki yerleri çok geniş bir araziydi.

Şimdi Sakallı Memiş’in gelini olan hacı Ayşe ablamdan, kayınpederi ile olan anılarını toplayıp, sizlerle paylaştım. Merhum gazimizin Konya, İstanbul ve Türkiye’nin diğer şehirlerinde, Milli Eğitim camiasından tutunda diğer meslek guruplarını iştigal eden çok sayıda torunları vardır. İşte bende köylümüz olan, bu vatan için çok hizmetler yapan, Gilissiralı Sakallı Memiş Çavuş’u saygıyla yad ediyorum.
Şunu iyi hatırlıyorum, kendisi anlatırdı: Memiş Emmi her ne zaman Ankara’ya gitse, Mecliste, Pembe Köşk’te, CHP parti binasında saygıyla karşılanır, oralara giriş çıkışta hiçbir zorluk çekmezdi. Bir tek üzüntüsü vardı, bu kadar vefalı çalışmasına, harplere girmesine, vücudunda birçok yaralar almasına karşın, bir madalya verilmemişti kendisine. Şunu derdim: “Ya Memiş Emmi, sen istesen İnönü sana bugün bile hemen bir madalya verir” deyince, “Onların beni çağırması ve hakkım olan madalyamı vermesi lazım, ben istersem bu neye yarar ki? Hem de böyle bir talep benim gibi bir şanlı gaziye ayıp olur. Öyle alınacak bir madalyayı ben göğsüme takmam” derdi. Bu vatanın çocukları size her zaman minnettardır. Yatığınız yerler nur olsun, Allah gani gani rahmet eylesin.

 
 
Advertisement