Köyümüzün Araştırmacı Yazar ve Şairi Sayın İsmail Detseli' nin araştırma ve derlemesi ile muhtelif savaşlarda şehit düşmüş hemşerilerimiz aşağıdadır. Bu konuda ilave bilgi vermek isteyen İsmail Detseli ile irtibat kurabilir.
 
OOPS. Your Flash player is missing or outdated.Click here to update your player so you can see this content.
Anasayfa arrow Hikaye ve Masallar arrow Beğboyra Masalı
Beğboyra Masalı Yazdır E-posta

Beğboyra

 

BEYBÖRİ (BEĞBOYRA)


İsmail DETSELİ , yıllar önce atalarının anlatmış olduğu ve ninelerin dizinin dibinde uyuklayarak ama can kulağımızla dinlediği bir masalı kız kardeşi Hafize Sakman ın da yardımı ile hatırlayıp şimdi okurlarına sunmanın zevkini yaşıyor.

Bundan belki asırlar belki de yıllar yıllar önce...
Bir beldede bir bey varmış; bunlara yakın bir yerde de bir gâvur yaşarmış. Bunlar sık sık arazi kavgaları ile karşılaşırlarmış. Yalnız gâvur olan tarafın nüfuzu ve adamları, saltanatı daha kuvvetli imiş… Aynı zamanda yanındakilere ve çevresindekilere de çok zulmeden bir gavur hükümdarmış.

Bizim beyin de halk dilinde Beğboyra yeni dilde ise Beyböri isminde canlar canı, cesur, sevecen, insanlıklı ama doğruluk karşısında hiç gözünü budaktan esirgemeyen bir oğlu varmış… Bu yakınlarındaki gâvur, bizim beylere ait olan verimli bir çayırlığı gasp etmiş… Beyin davar ve sığır sürüklerini bu çayırlığa sokmaz, oradaki kuyunun suyundan faydalandırmazmış.
Buna çok kızan ama babasının izinden de çıkmayan Beğboyra bir gün arkadaşları ile bir karar almış; kırk arkadaş gidip gâvurun gasp ettiği çayırlıkta atlarını çayırlatacaklar ve arazilerine sahip çıkacaklar. Bundan Beğboyra’nın babasının haberi olmamış ve bir gece kırk arkadaş planlarını gerçekleştirmek için atlarını eyerlerler ve hayli uzakta olan çayırlığa giderler… Atlarını belirli yerlere çakıp derin bir uykuya dalarlar.
Bu durumu nasıl haber aldı ise gâvur hemen adamlarını toplar, gece gelir ve atlıları birer birer yakalar, ellerini bağlar ve hepsini bir kuyuya atar. Kuyunu üzerine büyükçe bir taş kapatır. Atlarının da ağzındaki gemlerini ve otlayamamaları için eyer kaşlarına çatar ve dağlara sürüverir koyar gider. Beğboyra’nın babası ve diğerleri oğullarını yıllarca ararlar ama bulamazlar, gâvura da soru sormaya güçleri yetmez, kaderlerine razı olurlar ve olanları unuturlar.

Tamtamına bu kuyuda yedi sene yatar bu yiğitler. Ama bunların içerisindeki Beğboyra,  Allah tarafından efsunlu ermiş bir kişi imiş… Yedi yıl sonra uykudan uyanır gibi uyanır, bakar ki kuyunun üzerindeki kapalı olan taş ile bir uğraşanlar var. Dinler, bunlar bir kervandır… Bulgur yüklü develeri ile satış yapmak üzere buradan geçmekteler, bu kuyudan su almak isterler ama kuyu büyük bir taş ile örtülü olunca bundan faydalanamazlar. Beğboyra bunları duyunca onlara şöyle seslenir:
 
Ey yoldan geçen bezirgânlar
Yükleri bulgur olan insanlar
Yorulmuştur yüklü hayvanlar
Acaba sizler hiç yorulmadınız mı?
 
Bezirgan başı:
Çok yorulduk amma kalamıyoruz
Yolumuz çok uzun duramıyoruz
Gâvur gelir diye çok korkuyoruz
Bu kuyudan hala su yok mu bize?
 
Beğboyra:
Kuyunun ağzında taşı kaldırın
Kovayı indirin suyu doldurun
Benim bu halimi babama bildirin
Bana beğin oğlu Beğboyra derler
 
…Deyince yedi yıldır kayıp olan beylerinin oğlu olduğunu anlarlar ama taşı kaldırmak için ne kadar uğraştılarsa da kuyunun ağzındaki taşı kaldıramazlar… Bakarlar ki gavur yine bir çok adamı ile o yöne doğru geliyor canlarını kurtarmak için kaçacaklar… Beğboyra durumu aşağıdan anlar ve Beyliğinden bir haber sorar:

Ey bizden olan kervancılar
Anamı babamı görmediniz mi?
Elleri kınalı bir yârim vardı
El kavan kızını görmediniz mi?

Deyince; kaçmaya hazırlana bezirgân şöyle der:

Ananı sorarsan beli büküldü
Babanı sorarsan tahtı yıkıldı
Senin için onca ağıt yakıldı
El kavan kızı da bu günlerde
Baltacı oğlu Kel Vezire verildi
Onlar için düğün dernek tutuldu.
 
Seni gelir diye çok beklediler
Aylara gün güne yıl eklediler
El kavan kızı kel vezire verdiler
Baltacı oğluyla kıza düğün tutuldu.
 
Bunları söyledikten sonra bezirgân ve adamları kaçarak canlarını kurtarırlar.
Çok kıymet verdiği çayırlıktaki kuyunun yanına kızı ile gelen gâvur, etrafına köpükler saçarak saldırırken kızı kuyunun başına gelir ve içerden gelen sese kulak verir. Bakar ki içerden çok yanık bir ses geliyor. “Beni bekle yiğit ben yarın senin yanına geleceğim” der ve gider.
Ertesi gün babasını kandıran kız tekrar o çayırlıktaki kuyunun başına gelir ve seslenir:
 
Dün bize seslenen yiğit
Acaba sen kimlerdensin
Su ile beslenen yiğit
Acaba sen kimlerdensin
 
Beğboyra şöyle cevap verir:
Benim adım Beğboyradır
Türk ilinden bir soydadır
Atlarımız bu çayırdadır
Sende kimlerdensin güzel
 
Ve gâvurun kızı bunun yedi sene önce babasının kuyuya attığı beyin oğlu Beğboyra olduğunu anlar. Onun sesine ve eskiden beri dillere destan güzelliğine âşık olduğu için ona şu teklifte bulunur:
“Ben bu kuyunun taşını kaldırtacağım sen orada bir yere gizlen, bir gün sonra seni buradan çıkaracağım ama benimle evleneceğine, beni alacağına söz ver.”

Beğboyra çaresiz “söz” der ve kız ertesi gün babasının yaveri olan Koca Yani’yi kandırır…  Ona da “filan çayırlıktaki babamın ağzını kapattığı kuyunun ağzındaki taşı kaldır seninle evleneceğim” der. Yani “hemen” der sevincinden ve gelir o kuyunun ağzındaki taşı kaldırır ve giderler… Yne ertesi gün gâvur kızı Remsina babasından ve sarayından kaçar, o kuyunun başına gelir. Beğboyra’ya seslenir ve bir ip yardımı ile o yiğidi kuyudan çıkarır.

Bakar ki Beğboyra’nın derileri soyulmuş, tırnakları uzamış, insan kılığından çıkmış… Onun güzelce yıkanıp temizlenmesi için kuyudan su çekmiş ve tırnaklarını kesmiş… Allah’ın yardımı ile aynı gençlik ve güzellikte bir oğlan oluvermiş.
Oradan kaçacaklar ama bunlara at lazım, at yok Beğboyra demiş ki, “benim atımı baban öldürdü mü?” “Yok”, demiş Remsina “Ama gemini eyerine kastı, o hayvan otlayamadı, mutlaka ölmüştür” der. Beğboyra “Yok eğer baban öldürmedi ise ölmez banim atım” der ve tiz bir ıslık çalar atına… Ki bu ıslık öyle bir yankılanır ki etrafta; kuşlar uçuşur, üveyikler kaçışır…

At bir anda kişneyerek ortaya çıkar ama tüyleri birbirine karışmış, ağzındaki gemi hala kasılı duruyor… Eyerin de dişleri kırılmış, dudakları çürümüş perişan bir halde.
Remsina “Beğboyram kaçalım yiğidim şimdi babam buraları basar ve beni arar” demiş.
Beğboyra “Güzelim biz atsız kaçamayız bizi yine benim benli bozum kaçıracak” demiş… Beğboyra’nın atının adı benli boz imiş. Benli bozum ben ne yapayım sana” der Beğboyra atına…

Hikâye bu ya at dile gelir “Beğim benim sırtımı sıvayıver yeter ben yıllardır bunu beklerim deyince, Beğboyra hemen bir besmele ile atının sırtına elini çalar, atın bütün tüyleri yerine gelir, yalpıt yalpıt yanmaya başlar, dişleri düzelir dudakları şakırdar.
İkisi de atlarının sırtına atladıkları gibi Beğboyra’nın yurduna varırlar. Bir bakarlar ki her yerler süslenmiş, düğün hazırlıkları var, gizlice gece vakti düğün evine girerler. Bakarlar Beğboyra’nın yavuklusu Elkavan kızın düğünü var. Beğboyra der ki Remsina’ya “Bu benin eski yavuklum sen ise yeniden bana hayat veren kadınsın, eğer Elkavan kız ile beraber yaşamayı kabul edersen benimle kal yoksa sen nasıl istersen öyle hareket etmekte serbestsin” der. Remsina “Yiğidim sen bizim ikimizi de eş olarak alırsan Elkavan kız da beni kabul ederse kapında kulun olmaya bile razıyım, seni ben canım kadar seviyorum onun için bu yola baş koydum, senin gibi yiğidi terk edemem” der. Girdikleri düğün evinde çalgılar çalıyor, çengiler oynuyor Remsina ile Beğboyra da bir kenarda bekliyor. Geleneklere göre gelin kız bir perde arkasında gizli olarak oturuyor ama ortada oynayanları ve her hareketi görmeye müsait bir yerde.
Üzerinde değişik bir libas ile kadınların arasında olan Beğboyra ortada oynayanlara eğer kabul ederlerse bir türkü söylemek isterim der. Onlar da olur derler.
Başlar söylemeye:

Evinizin önü derecik değil mi?
İtinizin adı ferecik değil mi?
Ortada oynayan kız Kevsercik değil mi?
Sen oyun bilmezsin gelin oynasın.
Varıp aşkın deryasını boylasın
 
…der ve keser.
Bu sesi duyan Elkavan kız hemen oturduğu gelin kürsüsünden kalkar, ellerine yeni kakılmış olan kınayı duvara sürüp çıkarır ve şöyle der:
 
Elimin kınasın duvara sürdüm
Gözümün sürmesin çevreye sildim
Bende kayıp Beğimi yenice buldum
Açın şu perdeleri beğimiz geldi
Yurdum insanlarının yüzleri güldü
 
…der ve hemen Beğboyra’nın boynuna atlar.
Çalgılar çengiler susar, baltacı oğlu kel vezir gelir ve beyinin oğlu karşısında divan durur. Ana-babaya haber ulaşır. Beğborya ananın-babanın elini öper. Ve der ki “Tabalarım gardaşlarım, beni yedi yıl sonra zindandan çıkaran bu kız Remsina’dır. Bu bizim düşmanımız olan gâvurun kızıdır. Sen Elkavan kızı bunu yanında eş olarak benimle paylaşır mısın?
Sizler bunu benim eşim olarak kabul eder misiniz” der? Hepsi canı gönülden “evet” derler. Ama Elkavan kız ses çıkarmaz.
 
Beğboyra ona:
Soruma cevap vermedin
Belli bu işi sevmedin
Şayet kuyuda ölse idim
Daha mı iyi olurdu Elkavan’ım
…der.
Elkavan ise şöyle seslenir: 
Seni buldum dilim lal oldu
Allah’ım bunu reva kıldı
Yıllar sonra hey yiğidim
Kavuşmamız onunla oldu
 
Seni de onu da severim
Sana beğ ona kardeş derim
Gölgende yaşar giderim
Sen hoş geldin yiğit erim
 
Beğboyra:
Sen de yârim olacaksın
Başımda taç kalacaksın
Bu ömrü sana borçluyum
Bende neler bulacaksın
…der ve işler bu vaziyette tatlıya bağlanır. Tabi Remsina’nın babası da kızının hasretliğine dayanamaz. Beğboyra ve babasından helallik ister ve barış sağlanır… İki beylik birleşir büyük bir devlet olurlar ve beraber yaşayıp giderler. İşte sevgiler çok şeyi birleştirir.
Onlar ermişler muradına bizler çıkalım kerevetine…
Bu eski hikâyeyi de hatırıma yeniden getiren değerli kız kardeşim Hafize Sakman’a teşekkür ederim.

 

 
Advertisement